Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2012 Pazar

Silikon Vadisinde Bilgisayarsız Eğitim

İlköğretimde bilgisayar kullanımının fayda ve zararları  Türkiye'nin aksine gelişmiş ülkelerde epey zamandır tartışılıyor ve tecrübe ediliyor. Geçen yıl The New York Times internet sitesinde yayınlanan bir yazıdan, teknoloji şirketlerinin bazı üst düzey çalışanlarının çocuklarını bilgisayarsız eğitim yapan bir okula gönderdiklerini okumuştum.

Sonraki aylarda bu yazının bir çevirisini yapmanın iyi olacağını düşündüm, çünkü zavallı ulusal basınımızda Fatih projesini bu açıdan tartışan bir yazı, Dünya'daki tecrübeleri araştıran bir inceleme göremedim. Yazının üzerinden 1 yıl geçmiş olsa da konu tazeliğini koruyor.

Yeterliyseniz yazının orjinalini okumanız daha iyi olur zira benim çevirim çok iyi değil, zaten kendime güvenemediğim için sevgili Anıl Özbek ve Zeki Bildirici'den bir göz atıp düzeltme yapmalarını rica etmiştim, beni kırmadıkları için teşekkür ederim.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Kağıt kullanımını azaltmak için

Kamu kurumlarının idarecileri diğer kamu kurumlarının idarecilerinin bayramını kutlamak için iki satırlık bir mesaj yazılı kağıtları postaya vermeye başladı şu günlerde.

Konuyu abartıp matbaa baskılarına kadar işi götürenleri de gördük zamanında. Ülke çapında düşünürsek en masumu kurum yazıcılarından çoğu renkli olarak birinci kalite kalın kağıtlara basılan ve beyaz zarflarla dağıtılan belki yüz binlerce posta. Bu iş için özel kağıtlar ve zarflar satın alınır, posta masrafları ödenir, personeller özel mesai harcar, peki hangi kamu yararı için?

Wallmart'ın kurum içerisindeki tüm yazışmalarında kağıtların arka yüzlerini de kullandığını okumuştum bir yerlerde. Bugün hiçbir kamu kurumu bu yöntemi uygulamıyor, düşük kaliteli kağıtlar da kullanılmıyor. Okullarda öğrencilere dağıtılan metin ve sınav kağıtlarının hepsi birinci kalite kağıtlar vs.

Bu sabah izlediğim gelecek vizyonu videosunda hiç kağıt olmayan bir dünya tasvir edilmişti. Henüz o günler gelmedi ama en azından tebrik kartları için interneti kullanın lütfen.





7 Ekim 2011 Cuma

İlk kullandığım bilgisayar ve Steve Jobs

Steve Jobs'un ölüm haberini okuyunca her nedense kullandığım Apple cihazlarını düşündüm. Bugüne kadar dikkat etmediğim bu konuda meğerse Apple önemli bir yerdeymiş, ilk kullandığım bilgisayar eğer yanlış hatırlamadıysam bir Apple II Plus modeliydi.

Lise'nin bilgisayar labaratuvarındaki (o zamanlar lab.deniyordu) birbirinin aynısı olan yaklaşık bir düzine makineye haftanın bir veya iki günü bir saatlik ders için 40 civarındaki öğrenci ile giriyordum. Kullanma sırasının bana geleceği günü iple çekiyordum. Dahili ROM'daki BASIC yorumlayıcısı ile küçük programlar yazıyorduk. 

O makineyle yaşadığım en ilginç hatıram şudur; Hiç sevmediğim bilgisayar öğretmeni her 4'lü öğrenci grubuna ödev olarak ASCII karakterler ve PRINT, FOR, IF komutları ile ekrana pencere veya ona benzer basit bir şekil çizecek bir kodlama tasarlamasını istedi. 1 Hafta sonraki ders için geceleri kafamda kodlar yazıp onları çalıştırıyor kağıt üzerinde çizimler yapıp duruyordum. Ders saati geldiğinde projem hazırdı, zaten grupta herkes bana güvenerek hiç bir şey yapmadığından yeşil ekranın başına geçip kodları yazdım ve şeklin ne olduğunu hiç kimseye söylemedim. Herkes küçük kareler oluşturmaya çalışıyordu. Bir iki yazım hatasını temizleyip kodu çalıştırınca tam ekran bir kuru kafa belirdi. :) Daha sonra öğretmen dahil tüm sınıfın ekranı görebilmek için bizim masanın etrafına toplandığını ve bundan çok keyif aldığımı hatırlıyorum. Bu heyecan ve keyfi çok sevdiğimden sonraki yıllarda da yazılım konusuna hep ilgi duydum ve küçük şeyler yazmaktan hala kendimi bir türlü alamıyorum.

Meğerse bu Apple makinesi sayesinde bilgisayarı ve yazılımı sevmişim ve hayatımın en önemli hobisinin temellerini atmışım.

Apple o yıllarda da bugünkü gibi büyük satış rakamlarına ulaşıyormuş ama 90'larda öyle değildi ve Mac serileri çok kısıtlı bir çevrede tercih ediliyordu. Apple'ın kendine özel donanım ve yazılım ile satılan bilgisayar kavramı, özel donanım tasarlamayan Microsoft'un tüm donanım üreticileri ile yaptığı anti-rekabetçi anlaşmalarla desteklediği ve adeta i386 platformunda Universal hale gelmiş olan  işletim sisteminin gölgesinde kaldı hep. Oysa herkes Apple'ın işletim sisteminin daha sağlıklı ve verimli olduğunu biliyordu ama kimse bundan bahsetmiyordu.

Özgür yazılım tarafında ise 2000'lerden sonra Intel gibi donanım üreticilerinin desteği ve Canonical, Google gibi yeni sermaye yatırımları ile bir atak yaşandı.

Ben 2000'lerin başında Apple için sonun yaklaşmaya başladığını düşünüyordum, eminim benim gibi düşünen çok kişi olmuştur. Böyle bir ortamdan şirketi çıkarıp bugünkü konumuna taşımak bence büyük başarı, her yerde bunda Steve'in rolünün çok önemli olduğu yazılıp çiziliyor, eğer öyleyse ölümü Apple için önemli bir kayıp şüphesiz. Ayrıca  kişisel başarılarının yanında tıpkı Bill Gates gibi ABD'nin çıkarlarını desteklemek üzere inşa edilmiş olan sömürgeci kapitalist sistem için önemli bir simge isim olması da hakkında methiyeler yazılmasını açıklıyor.

Her ne kadar bu diyalektik "ilk kullandığım bilgisayar için ödenen para kim bilir hangi mazlumun başına bomba olarak düşmüştür, hatta bu yazıları da bir başka ABD'li şirket sayesinde yazıyorum" gibi uzayıp gidecek olsa da ben kısaca ilk kullandığım bilgisayarı sıradan bir devlet okuluna kadar sokmayı başarabilmiş iyi bir satıcı olduğu için Steve Jobs'un pazarlamacı yönünü takdir ediyorum.

Ha unutmadan, o ilk bilgisayar aynı zamanda kullandığım son Apple ürünü olmuş, umarım Linux teknolojilerini geliştiren ve destekleyenler sayesinde böyle devam eder.

21 Ağustos 2011 Pazar

Fatih projesi ile Türkiye kaybedecek

Eğitim kalitesi bir türlü yükseltilemediği için kurtuluş olarak görülen bir proje bu Fatih, ama büyük soruna çare olmasının imkansız olduğunu düşünen eğitimci çok fazla.

Büyük sorun şu; Bilgisayarın B'sinin olmadığı zamanlarda bile birden çok dili öğrenip en az bir enstruman çalabilen entellektüel insanlar yetiştirebilen okullar vardı, hatta medrese eğitiminde bile latince, farsça ve arapça öğrenip, dönemin fizik, matematik bilgilerini öğrenip, ney çalabilen insanlar yetiştirilebiliryordu.

Sonuçta eğitimde kalite isteniyorsa çözüm alet edevatta değil, ama amaç vatandaşın parasını sömürgeci şirketlerin cebine aktarıp tribünlerden alkış almaksa çok güzel bir hareket bu Fatih.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Nightware nedir?

Bugün bir forumda NIGHTWARE terimini kullandım, anlatmak istediğim şey bir yazılımcının veya yazılım meraklısının (bu ben oluyorum) boş zamanlarında (çoğunlukla geceleri) kendi çapında yazdığı kodlarla oluşturduğu yazılım projelerini ifade etmekti.

Ses benzerliği olan "nightmare" kelimesi bu tür amatör projelerin barındırabileceği pek çok hatanın ve her an "artık keyif almıyorum" denilerek gelişiminin durdurulabileceğinin habercisi gibi oluyor. Bu tür işler çoğunlukla da iş sonrası geceleri yazıldığından "night" kelimesiyle de başka bir açıklama yüklenmiş oluyor kelimeye.

"Nightmare/Software" İle olan benzerliği nedeniyle belki daha önce de kullanılmış bir terim olabilir ama ben hiç görmediğimden bir an kendimi mucit gibi hissettim. Zaten sayısı çok az olan bilişim terimlerine bir tane de ben ekleyeyim dedim fena mı? :P

27 Eylül 2010 Pazartesi

Tarihin en küçük düşürücü stratejisi

İran'ın nükleer enerji projelerine bir bilgisayar virüsü yoluyla yapılan saldırı sonucu projelerin sekteye uğraması İran açısından büyük bir skandal olsa gerek.

Kullanılan virüsün Stuxnet olarak bilinen zararlı olduğu yazılıyor. Yani İran neredeyse varlığını dayandırdığı gizli projelerindeki bilgisayarlarda Windows kullanıyormuş.

Eğer herşey bize yazıldığı gibiyse bu durum İran açısından büyük bir skandal, siz en büyük düşman olarak ABD'yi göstereceksiniz ve ABD'nin yok etmek için uğraştığı bir projenizde yine ABD'nin ulusal çıkarları için üretim yapan bir ABD şirketinin kapalı kodlu yazılımlarını kullanacaksınız. Tamamen düşmanın kontrolündeki bir yazılım ile çalışan aletlerle düşmana saldırmak. Neresinden baksanız ironik bir durum.

Peki ya Türkiye? ABD ile düşmanlık değil müttefiklik durumu var, yani ABD'nin ulusal çıkarlarına hizmet eden firmaların gizli kapalı ürünlerinden çekinmeye gerek yok diye düşünebilir miyiz? Bu durum müttefik olsa da her ülke için rahatsızlık verici bir durum olmalı.

8 Ekim 2009 Perşembe

Şifreli Excel dosyasını OpenOffice ile düzenleyin

Dün, matbuu bir evrak üzerine baskı yapmakta kullanılan bir Excel dosyasını, evrağın yeni haline göre düzenlemem gerekti. Fakat dosya (bilinmeyen bir) parola ile korunmuş haldeydi ve içinde kullanılan bazı makrolar vardı.

OO Calc ile dosyayı açıp .ods olarak kaydettim, sonra bu ods'yi açıp .xls olarak kaydettikten sonra hücreleri istediğim gibi biçimlendirebiliyordum. Makroları da ods dosyasından görebiliyordum, oradan Excel'e kopyala yapıştır yaparak aldım, ancak tüm satırların başına bir "rem" eklenmiş ve kodlar açıklama haline getirilmiş, bu "rem"'leri silip makroları ilgili butonlara bağlayınca işlem tamamlandı.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Google hesap makinesiymiş

Ben yeni öğrendim, "400 feet in meters" arayınca karşıma sonuç çıktı ve bir an öylece bakakalmışım, bir alem bu gogıl yahu :)

Bunu neden aradığım da ilginç olabilir, şu meşhur Dan Osman 400feet'lik ve 90 derecelik kaya bloğuna ipsiz ve aletsiz 4 dakikada tırmanmış, kaç metre ediyor onu merak etmiştim.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Yazılım söktörüne KDV muafiyeti mecliste

TBMM Plan Bütçe Komisyonunda 5 aydır bekleyen bir kanun teklifine göre , yazılım üreten firmaların ürettikleri yazılımların 2023 yılına kadar KDV'den müstesna olmaları teklif edilmiş.

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tasari_teklif_sd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no=70324

Bunun yasalaşması yerel yazılım söktörünün gelişmesi için iyi olur. Bunun için yazılım sektörünün temsilcilerinin ve STK'larının bunun yasalaşması için gerekli baskıyı yapması gerekiyor.

17 Mart 2009 Salı

FPS Oynamak katil etseydi...

Son günlerde Almanya'daki okul cinayetlerini FPS oyunlarına bağlamaya çalışan görüşler basında sık yer almaya başladı ve muhtemelen alileler bu oyunları oynayan çocukları konusunda ne düşüneceğini bilemiyor.

Birinin çıkıp bu oyunları oynamanın bir "Neden" değil bir "Sonuç" olduğunu söylemesi gerekiyor.

Bu tıpkı virüs ve truva atı saldırıları nedeniyle şifrelerini çaldırıp verilerini kaybeden bir kullanıcının virüsleri suçlamasına benziyor. Aslında virüsler bir sonuç, sebep malum işletim sisteminin acıklı durumu. Yani bu kullanıcı virüsleri suçladığı sürece başı virüslerle belada olmaya devam edecek.

Sorunlu aile ilişkileri, farklılıkları dışlayan toplumsal yapılar ve insanları robotlaştırıp sosyal kısırlığa neden olan batı tarzı endüstriyel yaşam biçimi gibi nedenler üzerine kafa yormak yerine FPS oyunlarını günah keçisi ilan etmek elbette daha kolay.


3 Mart 2009 Salı

Feyzo ve Anti-Feyzo Sendromu

Pardus iki yıldır çok güzel bir rüzgar yakaladı ve gittikçe popülerleşiyor. Bilgisayarlarla az buçuk haşır neşir olan herkesin kulağına adı çalınıyor bu kişilerin eline bir yerlerden CD'si geçiyor veya internette bir şekilde karşısına çıkıyor. Böyle olunca pek çok kişi tarafından en azından kısa bir süreliğine de olsa kullanılarak iyi veya kötü eleştiriliyor.

Bu Pardus denemelerini yapan kişilerin verdikleri tepkiler ve eleştirileri çok çeşitlendirilebilse de benim artık "Feyzo Sendromu" dediğim tipik bir durum var.

Bir kişinin Feyzo Sendromu yaşaması için bazı ön şartlar vardır.
  1. Öncelikle bu kişi uzun süre Windows işletim sistemi kullanmış, kullanmakla kalmayarak bu sistemin pek çok teknik detayına vakıf olmuş birisidir. Windows'u istediği gibi özelleştirebilecek, pek çok sorunu çözebilecek seviyede birisi olduğundan kendisini "Bilgisayardan anlayan kişi" olarak takdim eder ve bundan gurur duyar. (Hakkıdır da, o kadar zaman ve emek harcamış)

  2. Bir diğer şart bu kişinin çevresi tarafından da böyle kabul edilmiş olmasıdır. Çevresi bilgisayarlarla ilgili her türlü sorunlarında bu kişiden danışmanlık ve teknik destek hizmeti alarak onun gururunu okşarlar ve kendisini geliştirmesi için motive ederler.

  3. Son şart olarak bu kişi Windows haricindeki başka işletim sistemlerini çok iyi tanımamaktadır. Geçmişinde Linux dağıtımları veya başka sistemlerle iyi hatırlayamadığı bazı tecrübeleri olmuşsa da bu konuda karşılaştırma yapacak pek bilgi edinememiştir.

Ve bir gün bu kişi Pardus'u denemek ister, ne de olsa bilgisayardan anlayan birisi olarak gün geçtikçe bu konuda kendisine daha çok soru sorulmaya başlanmıştır, gidişat bellidir, bir gün gelecek, bir yakını karşısına Pardus yüklü bir bilgisayar ile çıkacaktır. Kişi şöyle düşünür; ya böyle bir durumda ağ ayarını yapmak veya bir program yüklemek gibi basit bir işlemi yapamazsam, ya benim bilgisayardan anlayan kişi imajım yerle bir olursa?

İşte Feyzo Sendromunu hazırlayan durum budur. Bu durumdaki pek çok kişi bu korkularla gizli kapılar ardında Pardus kurma ve kullanma denemeleri yapar.

Takdir edersiniz ki bu durumdaki birisinin Pardus kurarak bir iki günde tüm sistemin çalışma mantığını anlaması ve dahası sorun çözme becerisi ve teknik bilgisine sahip olması neredeyse imkansızdır. Ancak yukarıdaki gibi bir stres altındaysanız karşılaştığınız her zorluk, anlamanız gereken her konu, çözmeniz gereken her şey karşınızda büyür. Önünüze okumanız gereken wiki belgeleri, çok yabancı olduğunuz komutlar ve sorun çözme yöntemleri ile bazen geç cevap verilen posta listeleri ve konuların birbirine karıştığı forum başlıkları çıkar. Bu durum yavaş yavaş paniğe yol açmaya başlar ve kişi şöyle düşünür; "yahu bunu neden buraya koymuşlar, bu neden bu kadar zor, bunun nasıl çalıştığını anlamak için daha ne yapmalıyım, bunu böyle yapana kadar şöyle yapsalarmış, burası hiç olmamış" vs. Panik stresi tetikler, stres de anlamayı zorlaştırarak yaklaşımı bozar. Bu hekır gözüyle bakılan kişi Pardus'u açtığı andan itibaren bilgisayarda hiçbir işini halledemez hiçbir sorunu çözemez duruma düşer. Nereden nereye değil mi :)

Tam bu durumda eğer kişi düştüğü bu acıklı duruma karşı savunma psikolojisi ile Pardus'u aşağılama eğilimi gösterirse Feyzo Sendromuna yakalanmış demektir. Bu durumdaki kişileri forum gibi çeşitli e-sosyal ortamlarda Pardus'un eksikliklerini aşağılayarak "Pardus kötü olmuş, ne haliniz varsa görün, kim kullanırsa kullansın, bu ne biçim sistem" anlamına gelen agresif mesajlar yazdıklarında tanıyabilirsiniz. Böylece kendi zedelenmiş egolarını onarmaya çalışmaktadırlar.

Evet Pardus'un pek çok eksiği var ancak buradaki doğru tavır "Pardus bence kötü olmuş, ben bilgisayardan biraz anlarım, eksikleri gidermek için ne yapabilirim?" şeklindeki tavırdır.

Feyzo Sendromuna cevap verenlerin ise genellikle düştükler durum ise Anti-Feyzo Sendromu olarak düşünülebilir, bu durumda kişi Feyzo Sendromu yaşayan kişiye karşı; Pardus veya Linux'un eksikliklerini ve kusurlarını görmezden gelip engin Linux bilgisini herkesin sahip olması gereken bir erdem gibi göstermeye meyillidir. Bu da en az Feyzo Sendromu kadar olumsuz bir tavırdır.

Asıl erdem hiç bilgisayar kullanmamış birisinin bile teknik konuları öğrenmesine gerek kalmadan, ne olduğunu bilmediği "how to" belgelerini uygulamaya mecbur kalmadan kullanabilmesini sağlayacak bir sistemi geliştirmektir.

26 Şubat 2009 Perşembe

Kimse MS'a ne kadar lisans bedeli ödediğini bilmiyor

Elektrik Mühendisliği Dergisi’nin 435. sayısı “Özel Mülk Yazılım, Özgür Yazılım ve Açık Kaynak Kod” başlıklı dosya konusu ile yayımlandığını Emre Erenoğlu'nun Pardus listesindeki mesajından öğrendim. Gerçekten çok güzel bir kaynak, şimdiye kadar ancak tahmin edilebilen kamunun lisans harcamalarına ne kadar kaynak ayırdığı konusunda (yine tahminlerden kurtarmasa da) orantı kurularak en azından ciddiye alınabilir rakamlara ulaşmak mümkün. Tahminlerden kurtaramıyor dedim çünkü yazıya kaynak teşkil eden ve TBMM'de verilen soru önergesinin cevabına göre sorulan 64 kurumdan 18’i maliyet bildirimi dahi yapamazken, 9 kurum ancak kısmi maliyet ortaya koyabilmiş. Maliyeti çıkaramamalarına gerekçe olarak da yazılımların donanım ile birlikte alınması ve lisans bedelinin ayrıştırılamaması gösteriliyor.

Bugün yeni satın aldığınız bir bilgisayardaki MS EULA sözleşmesini kabul etmeyip yazılımı iade etmek isteseniz bile ödediğiniz parayı geri alamıyorsunuz, MS ve satış ortakları kanunlardaki boşluklardan faydalanarak kullanıcıların özgürlüğünü kısıtlamış durumda.

24 Şubat 2009 Salı

Dışarıdakiler ve içeridekiler

Adamlar her şeyimi biliyor, evet bir gün google her şeyimi biliyor olacak. Bugün arama motorlarında ne aradığımı, kiminle ne konuda yazıştığımı, anında mesajlarımda hangi konuda ne düşündüğümü, sosyal ağlarda hangi konulara ilgi duyduğumu, kiminle nasıl bir ilişki içinde olduğumu vs. Yarın banka hesaplarımı, düzenli harcamalarımı, sosyal durumumu. Öbür gün neler olacak kim bilir;

Neo-İnternet denilecek bir ağ üzerinde kurulu büyük bir organizasyon, buna ister devlet denilsin ister başka bir şey, yeryüzündeki tüm sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamı fişleyecek bir yapı içinde, bu organizasyondan alınan kimliklerle yaşamaya başlayacak torunlarımız. Buzdolabımdaki ısıdan, güvenlik kameralarımın görüntülerine, aldığım ilaçlardan, seyrettiğim filmlere, yediğim yemeklere, her an nerede ne yapacağıma, belirlediğim takvimlerde nerede ne amaçla bulunacağıma dair herşeyi biliyor olacak adamlar. 7 Günümün 24 saatinin her dakikasında nerede ne yaptığımı biliyor olacaklar. Hiçbir yere kaçamayacak, hiçbir yerde saklanamayacağım, çırılçıplak yaşayıp öleceğim.

Tüm bu ağın dışında, dışarıda olan birisi için yaşam tekerleğin bulunduğu günlerden farklı olmayacak. Marketten alışveriş yapamayacak, okula gidemeyecek, hiçbir şey sahibi olamayacak, hiçbir sosyal faaliyette bulunamayacak, tam bir ilkel gibi yaşamak zorunda kalacak.

Dünya ikiye bölünecek, içeridekiler ve dışarıdakiler. İçeridekiler çoğunluğu oluşturacak ve büyük şehirlerde üstün ırk olarak gelişmiş teknoloji içinde yaşarken, dışarıdakiler küçük köylerde verimsiz topraklarda ilkel tarım ve hayvancılık ile zor koşullarda, hastalık ve vahşilik içinde aşağı ırk olarak yaşama savaşı verecek.

Bir an içime Nostradamus gibi bir korku düştü, klavyenin başından sonsuza kadar kalkmak istedim, bugünden hepimiz oturmuş el birliği ile bu yeni ağı kurmaya çalışmıyor muyuz? Bugün bile İnternet'ten sosyalleşen, para kazanan, yemek sipariş edip, alışveriş yapan, eğitim görüp, evlenen bir tür insan ile bilgisayara karşıdan bakan diğer bir tür insan arasındaki uçurum her gün büyüyor. İnternet klasik devlet mekanizmalarının altını oymaya ve zayıflatmaya çoktan başladı.


10 Ekim 2008 Cuma

E-devlet standartları

Bir kamu hizmeti olan e-devlet uygulamalarından tüm vatandaşların eşit olarak faydalanabilmesi için bu hizmetleri kullanmaya yarayan yazılımların da herkes tarafından ulaşılabilir ve kamunun kullanımına açık olması gerekir.

Ancak ne yazık ki bugüne kadar bazı kamu kurumları bu gerçeği görmezden gelerek vatandaşların bu hizmetlere ulaşabilmesi için ücretli olarak satılan bazı özel şirketlerin yazılımlarını kullanmasını zorunlu tutmuştur. Bu durum çok açıkca hizmetlere ulaşım eşitliğini ve özgürlüğünü kısıtladığı gibi, verilen hizmeti bir nevi paralı hale dönüştürmekle kalmayıp bazı özel şirketlerin de dolaylı olarak devlet tarafından desteklendiği görüntüsünü vermektedir. Her ne kadar bürokratik ve siyasi idarelerin genelde bu teknik konulardan haberi olmasa da oluşan bu tablo e-devlet hizmetleri için büyük bir hukuki sorundur.

Nihayet kamu internet sitelerine çeki düzen verecek çalışmalar geç kalmış da olsa yapılıyor. Bu konuda "Kamu İnternet Siteleri Standardizasyonu Kılavuzu" [1] adıyla yayınlanmış bir taslak çalışması var. Bu belgenin "2.3 Yazılım ve Donanım" [2] bölümünde internet sitelerinin tek bir işletim sistemi ve tarayıcı özelliklerine göre tasarlanamayacağı, nasıl olması gerektiği belgelendirilmiş.

Umarım kısa sürede uygulamaya geçer...

16 Eylül 2008 Salı

4. Antalya Linux Kullanıcıları Toplantısı

Güzel ve önceki toplantılara nazaran kalabalık bir toplantı oldu, ben 10 kişi saydım. Deniz, Üniversitenin kablosuz internetinden Pardus güncellemesini yapıp 2008.1 indirmeye çalıştı. Akdeniz Üniversitesinin akademik ve idari olarak özgür yazılımlara hiçbir yakınlığının olmadığını öğrenci arkadaşlardan bir kez daha öğrendik, bu nedenle olsa gerek özgür yazılımlara ilgi duyan öğrenci sayısı da pek fazla değil, ancak Ziraat Mühendisliğinden katılan arkadaşlar oldu. Ben her yerde üniversitenin desteği olmadan özgür yazılımlara olan ilginin ve desteğin artmasının zor olduğunu düşünüyorum.

Ancak Sağlık İl Müdürlüğünün polikliniklerde Pardus kullanmaya devam ettiğini ve ismini unuttuğum (afedersiniz hatırlatın) bir turizm firmasında pek çok sunucu işlemleri için Linux dağıtımları kullanıldığını öğrendik.

http://groups.google.com.tr/group/antalya_linux

9 Eylül 2008 Salı

OOXML'de Uzaylı Parmağı mı var?

Son günlerde basının "süper malzeme" muamelesi yaptığı Hadron Çarpıştırıcısını herhalde duymayan kalmamıştır. Hadron herhalde Dünya'daki en büyük partikül hızlandırıcısı olması ve yapılacak deneyin sonuçları açısından yüzyılın mühendislik ve fizik projelerinden birisi olarak tarihe geçecek.

Eğer bu konuya meraklıysanız yaklaşık 8000 bilim insanının katkısıyla hazırlanan ve Hadron'un tüm tasarım, inşa ve teknik detaylarını içeren dokümanlara aşağıdaki [1] adresten ulaşabilirsiniz. Ancak gözünüz korkmasın insanlığın bu dev projesinin raporları sadece 1600 sayfa tutmuş.[2]

Yani OOXML'nin 6000 sayfalık inanılmaz rekoruna yaklaşamamış bile. Şimdi insan düşünmeden edemiyor, bu OOXML nasıl üstün bir teknolojidir? Yoksa MS labaratuvarlarında kocaman siyah gözlü birileri mi çalışıyor nedir?

Sonra aklıma şu güzel hikaye geldi;

Adamın biri 5 adım öteden attığı ipi bir iğnenin deliğinden geçirmesiyle ünlüymüş.
Bu adam halkın diline düşünce Padişah gerçek olup olmadığını anlamak için adamı saraya çağırtmış.
Huzura çıkan adama eğer gerçekten ipi 5 adım öteden atıp iğne deliğinden geçirirsen sana 10 kese altın veririm demiş, yoksa kellen gider...
Adam gayet kendinden emin bir şekilde ipi atıp delikten geçirince Padişah şaşkınlıktan ayağa kalkmış.
Hemen vezire dönüp bu adama 10 kese altın verin sonra da 50 kırbaç vurun demiş.
Adam altınlara sevinemeden diz çöküp af dilemiş neden Padişahım diye sormuş.
Padişah adama dönüp bu altınlar bu kadar yetenekli olduğun için, kırbaçlarda bu yeteneğini böyle absürd bir şeye harcadığın için demiş. :DD

[1] http://www.iop.org/EJ/journal/-page=extra.lhc/jinst
[2] http://www.symmetrymagazine.org/breaking/2008/08/25/free-online-full-documentation-for-the-large-hadron-collider/
[3] http://en.wikipedia.org/wiki/Office_Open_XML

3 Eylül 2008 Çarşamba

Türkiye kara listeye doğru...

ITU (International Telecommunication Union) Başkanı Türkiye'nin "Spam Posta Dağıtma Şampiyonu" olduğunu ve böyle devam ederse kara listeye alınacağını söylemiş. Bu gerçekleşirse Türkiye'deki sunuculardan gönderilen postalar yerine ulaşamayacak. [1]

Bu spam postalar büyük oranda "zombie" denilen ve uzaktan gizlice yönetilen bilgisayarlardan kaynaklanıyor, yani evinizde veya ofisinizde Microsoft ürünleri kullanan zavallı bir PC'nin dünyanın herhangi bir yerindeki bir kırıcı tarafından ele geçirilmiş olması yüksek ihtimal.

[1] http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=21840